İLETİŞİM BECERİLERİ:


Pek çok hayvan türünden hiç de gelişmiş değiliz. Örneğin balıklar gibi su altında yüzemeyiz, kuşlar gibi uçamayız, çita gibi hızlı da koşamayız. Öyleyse nedir bizi diğer hayvanlardan daha güçlü, daha gelişkin kılan? Beynimizin özel yapısı mı? Olabilir ama sanırım bu yeterli bir yanıt değil. Bence bizi hayvanlardan ayıran, üstün yapan, en büyük özelliklerimizden biri “iletişim” gücümüzdür.

Aslında iletişim kurmak için özel bir çaba harcamamıza gerek de yoktur. İki insan karşılaştıktan sonra, istemeseler bile aralarında bir iletişim başlar. Birinin diğerine çok uzak durduğunu, onunla selamlaşmadığını, konuşmadığını düşünelim. Bu tavır bile aslında bir mesaj değil mi?

Yalnızca uyumadığımız zamanlarda iletişim içinde değilizdir. Aslında bu söz tam doğruyu yansıtmıyor. Örneğin uyurken bile yanımızda biri varsa, bir biçimde, (en azından beden dilimizle) ona bazı mesajlar vermeyi sürdürmekteyiz. Örneğin ona uyurken sarılıyorsak ya da yatağımızın diğer ucundaysak, acaba bir mesaj göndermiş olmuyor muyuz?

Madem ki iletişimden kaçış yok ve bu olgu hayatımızın hemen her yerini sarmış durumda, öyleyse bu işi iyi yapmak, bizi, başarımızı mutluluğumuzu doğrudan etkileyecek demektir.

Kanımca insanların başarılarının temelinde iletişim kurabilme becerileri yatmaktadır. Sizce, daha iyi konuşabilen, daha ikna edici olan, daha sağlam ilişkiler kuran, kazanmış olduğu iletişim becerilerini, zor durumlarda kullanabilen biri başarısız ve mutsuz bir yaşam sürebilir mi? Ya da tam tersini düşünelim: Kişi çok zeki ve yetenekli; ama iletişim becerilerine sahip değil. Kardeşleriyle ya da anne-babasıyla, öğretmenleriyle, patronuyla ya da iş arkadaşlarıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan, onlarla sık sık çatışan bu kişinin, başarılı ve mutlu bir yaşam sürme olasılığı ne kadardır?

İletişim becerilerine sahip olmak ya da olmamak, bizi yalnızca bireysel olarak değil, toplumsal olarak da etkiler. Bir ülkede insanlar konuşma ve dinleme becerileriyle donanmışsa, çevrelerindeki insanlarla daha sağlıklı bir iletişim kurabiliyorsa, orada herhalde suç oranları düşer. Bu tür ülkeler dünyada “uygar” ve “gelişmiş” olarak saygı görürler. Bu ülkelerde kitap okuma oranları da çok yüksektir. Umarız ülkemiz de bir süre sonra bu biçimde saygıyla anılır.

Artık karar bize kalmıştır; ya iletişim becerileriyle donanmak için harekete geçeceğiz ve böylece hayatımız değişecek, ya da bu kadar bilginin bize yeteceğine inanarak kılımızı bile kıpırdatmayacağız.

Peki sizin kararınız nedir?